top of page
Ara

Hareketin İçindeki Mutlak Sükunet: Sema Bir Dans Değil, Kozmik Bir Zikirdir


Sema’yı izleyen bir çift göz, ilk bakışta sadece estetik bir dönüş, büyüleyici bir ahenk görür. Beyaz tennurelerin rüzgarla dansını, ney sesine karışan o mistik atmosferi seyreder. Oysa görünen bu hareket, görünmeyen muazzam bir durgunluğun, derin bir tefekkürün dışa vurumudur.

Sema, bir folklor gösterisi veya bir sahne sanatı değildir. O; kulun kendi hakikatiyle, hiçliğiyle ve kainatla yüzleştiği en "çetin" ibadet biçimlerinden biridir. Asri Sema olarak bizim yolculuğumuz da tam bu noktada başlar: Görünenin ardındaki görünmeyene, yani "sır"ra talip olmak.

"Zerrede ne varsa, kürrede de o vardır."

Kainatın Ritmi ve "Devr"

Mevlevilikte "dönmek" tabiri pek kullanılmaz; bunun yerine "Sema etmek" denir. Çünkü bu hareket, fiziksel bir baş dönmesi değil, atomdan galaksilere kadar varlığın temel kanununa iştirak etmektir.

Modern bilimin bugün bize mikroskoplarda ve teleskoplarda gösterdiği üzere, var olan her şey hareket halindedir. Protonların etrafında dönen elektronlardan, güneşin etrafında dönen gezegenlere kadar kainat, sessiz ve sürekli bir "Devr" halindedir. Vücudumuzdaki kanın dolaşımından, toprağın altındaki yaşama kadar her şey döner.

Semazen, meydana çıktığında işte bu kozmik orkestraya katılır. Kendi ekseni etrafında dönerken, aslında varlığın nabzını tutmaktadır. O, artık bir birey değil, kainatın zikrine katılan isimsiz bir zerredir.



Bedenin Alfabesi: Elif Olmak ve Hiçliğe Açılmak

Semazenin her hareketi, manevi bir alfabenin harfleri gibidir. Meydana ilk çıktığında kollarını çapraz bağlayıp omuzlarını tutması, "Elif" harfini temsil eder. Bu, Allah’ın birliğine şahadet ve kendi acziyetini kabuldür. Ancak ne zaman ki kollar kanat gibi açılır, işte o an vuslat başlar.

  • Sağ El: Ayası gökyüzüne bakar. Bu, "Benim hiçbir şeyim yok, her şey Senden gelir, lütfunu diliyorum" demektir. Hakikate açılan kapıdır.

  • Sol El: Ayası yeryüzüne bakar. "Senden aldığımı, kendime mal etmeden, hiçbir şeyi sahiplenmeden halka saçıyorum" manasına gelir.

Semazen burada bir depo değil, bir oluktur. Işığın camdan geçişi gibi, hakikat nurunun da insan prizmasından geçip yeryüzüne dağılmasıdır.

Merkezdeki Sessizlik: Kasırganın Gözü

Dışarıdan bakıldığında baş döndürücü bir hız ve dinamizm görülürken, semazenin iç dünyasında mutlak bir sükunet hakimdir. Tıpkı bir kasırganın gözü gibi; etrafta ne kadar büyük bir fırtına koparsa kopsun, merkez her zaman dingindir.

Semazen dönerken dünyayı "flu" görür. Eşya, madde, suretler ve renkler birbirine karışır, silinir. Gözün gördüğü bu bulanıklık, kalbin netleşmesini sağlar. Dünya silindikçe, mana berraklaşır. Mevlana Celaleddin-i Rumi, bu hali "Yoklukta var olmak" olarak tanımlar. Dönüş hızlandıkça ego, hırs, öfke ve dünya dertleri savrulup gider. Geriye sadece saf bir şuur kalır.



Ölmeden Önce Ölmek

Sema’nın sonunda semazenin duruşu, nefsinin öldüğünün ve ruhunun dirildiğinin resmidir. Üzerindeki beyaz tennure kefeni, başındaki sikke mezar taşıdır. O, semahane meydanında "ölmeden önce ölme" sırrına ermiştir.

Bu yüzden Sema, sadece o anlık bir ritüel değil, bir yaşam pratiğidir. Bize şunu hatırlatır: Hayatın kaosu, hızı ve gürültüsü içinde, ancak kendi merkezimizde, kendi hakikatimizde sabit kalabilirsek dengemizi bulabiliriz.


 
 
 

Yorumlar


bottom of page